Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 11 Eylül 2025 tarihli, 2025/452 E. ve 2025/4021 K. sayılı kararında (“Karar”), tenfizi talep edilen yabancı bir mahkeme kararının, mahkeme kararı niteliğinde olup olmadığının, kararın verildiği ülke hukukuna göre belirlenmesi gerektiğini ortaya koyan önemli değerlendirmelerde bulunulmuştur.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”) uyarınca, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve kesinleşmiş ilamların Türkiye’de icra edilebilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Bununla birlikte, farklı hukuk sistemlerinde yargısal kararların verilme usulü, karar vermeye yetkili makamlar ve kararların şekli özellikleri Türk hukukundan farklılık gösterebilmektedir. Bu durum, yabancı bir kararın MÖHUK kapsamında tenfize elverişli bir “mahkeme kararı” niteliğinde olup olmadığının hangi hukuka göre ve hangi ölçütler çerçevesinde belirleneceği sorununu gündeme getirmektedir.
Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de Karar’da, Alman hukukunda özel bir usul çerçevesinde adli memur tarafından verilen ve hâkim imzası ile mahkeme mührü taşımayan bir kararın Türkiye’de tenfiz edilip edilemeyeceğini bu çerçevede değerlendirmiştir.
- Kararın Arka Planı
Karar’a konu olayda davacı, davalının Almanya’da bir bankadan kullandığı kredi borcunun taksitlerinin düzenli olarak ödememesi üzerine, banka tarafından Almanya’da başlatılan ihtarlı basit dava usulü sonucunda Hünfeld Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından davalı aleyhine verilen ve kesinleşen kararın konusunu oluşturan alacağın kendisine temlik edildiğini ileri sürerek söz konusu yabancı kararın Türkiye’de tanınması ve tenfizini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi, tenfizi talep edilen belgenin bir hâkim tarafından değil adli icra memuru tarafından düzenlenmiş olmasını, belgede mahkeme mührü ve hâkim isminin bulunmamasını ve yargılamanın ne şekilde yürütüldüğünün tespit edilememesini dikkate alarak söz konusu belgenin bir mahkeme ilamı niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
Davacının istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi tarafından, tenfize konu yabancı kararın davalıya tebliğ edildiği, davalının savunma hakkının kısıtlanmadığı ve MÖHUK’un 54. maddesinde öngörülen tenfiz şartlarının mevcut olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına; davanın kabulü ile yabancı kararın tenfizine karar verilmiştir.
- Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle, Alman hukukunda para alacaklarının daha hızlı ve düşük maliyetle hukuki korumaya kavuşturulması amacıyla öngörülen ve Türkçe’de “ihtarlı basit dava usulü” “ihtarlı basit dava usulü” olarak tanımlanabilecek prosedürün niteliğini incelemiştir.
Yargıtay, bu prosedürün mahkeme çatısı altında özel görevli adliye memurları tarafından yürütüldüğünü, borçlunun ilk aşamada verilen ihtar kararına itiraz etmesi halinde uyuşmazlığın esasının incelendiği yargılamaya havale edildiğini, itiraz edilmemesi halinde ise ihtar kararını icra edilebilir hale getiren bir “icra kararı” verildiğini belirtmiştir.
Yargıtay ayrıca, söz konusu icra kararının Alman hukukunda uyuşmazlığın esasının incelendiği bir yargılama sonucunda verilen kararla aynı değerde olduğunu, tebliğ sonrasında itiraz edilmemesi halinde kesinleştiğini ve Alman hukukunda maddi ve şekli anlamda kesin hüküm niteliği taşıdığını tespit etmiştir. Bu değerlendirmelerden hareketle Yargıtay, tenfizi talep edilen kararın bir hâkim yerine adli memur tarafından imzalanmış olmasına rağmen Alman hukukunda bir yargı makamı tarafından verilmiş, maddi ve şekli anlamda kesin hüküm niteliğinde bir karar olduğunu kabul etmiştir.
Böylelikle Yargıtay, tenfizi talep edilen yabancı bir kararın Türk hukukundaki mahkeme kararlarının şekli özelliklerini taşıyıp taşımamasının tek başına belirleyici olmadığını; kararın niteliğinin, verildiği ülkenin hukuk düzenindeki niteliği ve hukuki sonuçları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Somut olayda yabancı kararın ve alacağın temlikine ilişkin belgenin apostil şerhli asılları ile tercümelerinin sunulduğu, yabancı karar üzerinde kesinleşme tarihinin belirtildiği ve davalının tebligatların usulsüzlüğüne yönelik itirazlarını somutlaştırmadığı da dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesinin tenfiz kararı onanmıştır.
- Sonuç
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin Kararı, yabancı bir kararın Türkiye’de tenfize elverişli bir mahkeme kararı niteliğinde olup olmadığının belirlenmesinde, kararın Türk hukukundaki mahkeme kararlarına özgü şekli özelliklerin tek başına belirleyici olmadığını ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır.
Karar uyarınca, yabancı hukukta mahkeme bünyesinde görev yapan adli görevliler tarafından verilen kararlar bakımından da söz konusu kararın verildiği usul, ilgili yabancı hukuk düzenindeki niteliği ve doğurduğu hukuki sonuçlar dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda, kararın hâkim tarafından imzalanmamış veya mahkeme mührü taşımıyor olması, ilgili yabancı hukukta yargısal nitelikte ve kesin hüküm etkisini haiz bir karar olarak kabul edilmesi halinde, tek başına tenfize engel teşkil etmeyecektir.
Bununla birlikte, yabancı kararın mahkeme kararı niteliğinde olduğunun tespit edilmesi, tek başına kararın tenfizine karar verilmesi için yeterli olmayıp; MÖHUK kapsamında öngörülen diğer tenfiz şartlarının da somut olay özelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
